
Maruf Vakfı İEE Araştırmacıları iftarda bir araya gelirken programa, Enstitü Başkanı Sıtkı Abdullahoğlu’nun yanı sıra Prof. Dr. Faruk Bal, Prof. Dr. İshak Arslan, Prof. Dr. Serhat Yüksel, Doç. Dr. Hakan Kalkavan, Doç. Dr. Zeyneb Hafsa Orhan, Doç. Dr. Halim Baş, Dr. Ozan Maraşlı, Dr. İrfan Ersin, Maruf Vakfı Yönetim Kurulu Üyelerinden Hüseyin Yılmazer ve M. Nedim Yumakgil de katıldı.
İftar Programının ev sahibi olarak selamlama konuşmasını yapan Maruf Vakfı İslam Ekonomisi Enstitüsü Başkanı Sıtkı Abdullahoğlu Enstitüde uyguladıkları İslam ekonomisi programının içeriğinden ve detaylarından bahsetti.
Doç. Dr. Zeynep Hafsa Orhan İslam İktisadı çalışmaya 2009 yılında Bosna’dayken karar verdiğini, o esnada karşılaştığı zorlukları ve bugünlere gelene kadar İslam İktisadı alanındaki kariyerinden anekdotlar paylaştı. İslam İktisadının geldiği noktada çalışma disiplininin ve üretimin iyi olup olmadığına yönelik sorulan soruya Orhan “ Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora programlarının devlet üniversitelerinde olması akademik anlanma bilinirliliği sağlandı. Artık İslam İktisadı çalışılarak da doçentlik alınabiliyor. Yetişmiş bir kadroda var. Hem özgün yazılmış eserlerin olması hem de akademik çevirilerin olması da literatürü zenginleştirdi. Çalışma disiplini anlamında İslam İktisadı ve finansı alanında çok çalışılan alanlar ve bir de daha az rağbet gören alanlar var. Tabi bu alanda cazip olan kısım finans ve bankacılıktır ki öğrenciler finans ve bankacılık dışında diğer kısımlara yönelmek istemiyorlar. Şu an popüler olan İslami finans ve bankacılık ki doçenlik onun sayesinde kazanılabiliyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de popüler olan İslami finans ve bankacılıktır. Tabi ki bu gidişattan bende memnun değilim. Zira popüler olan şeyler sığ kalıyor ve birbirinin tekrarı oluyor. Bu da çalışılması gereken diğer konuları engelliyor örneğin metodoloji vb.”
Prof. Dr. Serhat Yüksel sohbet esnasında İslam Ekonomisi çalışmalarına dair yaptığı değerlendirmede son üç yıldır yapılan çalışmalarda ve derslerde ve özellikle son bir yıldır önemli bir gelişme olmadığını bu kadar önemli bir alanın neden gelişmediğine dair şahsi görüşünün sorunun çözümüne yönelik çalışmalar yapılması gerektiği ancak yapılmadığını gözlemlediğini ifade etti. Yapılan çalışmaların çok genel kaldığını belirten Yüksel teorik çalışmalarla birlikte pratiğe yönelik çalışmalarında yapılması gerektiğini vurguladı. İslam ekonomisi çalışanların günümüz meselelerine net anlaşılır çözüm önerileri sunmaları gerektiğini ifade etti.
İslam İktisat Tarihi açısından değerlendirildiğinde İslam Ekonomisi çalışmaları nasıl ilerliyor sorusu üzerine Prof. Dr. Faruk Bal “ Bizde bu konu daha çok İslam Ekonomisi finans olarak algılanıyor. Daha çok pratikte, uygulamada finans var. Bizdeki adıyla katılım bankacılığı dünyadaki adıyla İslami bankacılık. Aslında burada finans cüzdür. Bütün olan ekonomidir. Biz cüzü çalışıp bütünü çalıştığımızı düşünüyoruz. Hâlbuki bütün çalışılmıyor. Pratikte para getiren odak noktaları nelerse onlar çalışılıyor. Yani iktisat çalışılmıyor, iktisadın bir parçası çalışılıyor. Eğer bizim bir iddiamız olacaksa ekonomi çalışmamız gerekir. Tabi ekonomi deyince sadece İslam iktisadı bağlamında konuştuğumuzda değil bizde ekonomi de çalışılmıyor. Çünkü İktisat bilim olarak sıkışmış durumdadır. Zaten önceden yazılmış bir literatür var. Öncülüğünü Amerika yapıyor. Oradaki bilgiyi alıp buraya aktardığınızda bir şey yapmanız gerekmiyor. Belli araçlar ve yöntemler var. Verileri elinize alıp oradaki uygulamayı yaptığınızda bu yaptığınız şeyde tutuyor. Bu açıdan baktığınızda sadece İslam iktisatçıları değil iktisatçılar da böyle çalışıyor. Bizim şu an yaptığımız aracı amaç haline dönüştürmek oldu. O aracı kullanarak ürettiğimiz bilgiyi yorumlayamıyoruz. Aynı durumu İslam Ekonomisi çalışanlar içinde görüyoruz. Biz burada biraz daha kötüyüz. Neden kötüyüz? Konvansiyonel iktisadın bir tarihi var. Arkada bir birikim ve yaşanmışlık var. Bizimde bir yaşanmışlığımız var ama bizim o yaşanmışlığımızı biz sildik. Biz Batının tecrübesiyle hareket ediyoruz. Dolayısıyla o tecrübeyle kendimizi algılamaya çalışıyoruz. Kavramlarımızı bile oradan tanımlıyoruz. Biz biraz da tembellik yapıyoruz. Üretme konusunda cesur değiliz. Böyle olunca da bırakın İslam Ekonomisini Türkiye’de sosyal bilimlerin bile gelişme imkânı yok. Tabi Türkiye İslam ekonomisi adına programların açılması önemli kaldı ki eskiden bir şeyin başına İslam diyerek bir şey yapılamıyordu. İslam varsa başında İlahiyatlara sıkıştırmak gerekiyordu. Dolayısıyla eğer biz ilerleme kaydetmek istiyorsak çalışacağız ve üreteceğiz. Genç arkadaşların önünde bir ufuk var. Burada da cesur olmak gerekiyor. Yeter ki sizi bir hedefiniz olsun yolunuzu çizin. Allah ona göre kapı açıyor.
Sohbet esnasında söz alan Prof. Dr. İshak Arslan da bir felsefeci olarak alanın yabancısı olduğunu ancak gözlem yaparak tavsiye değil de müzakere edilebileceği anlamında bir şeyler düşündüğünü ifade etti. Arslan “ benim baktığımı yerden bakacak olursak şu an çalıştığım kitapta da aşağı yukarı sosyal bilimcilerin değindiği bir alan vardır. Modernleşme sonrası İslam dünyasının durumu ve bizim açımızdan Türk modernleşmesi ilgili bir şeyler söyledikten sonra İslam iktisadına geleceğim. Açıkçası Türk modernleşmesi bağlamında yüz yıldır bir tartışma yapılıyor. Benim ümitsiz değil ama negatif bir gözlemim var. Türk modernleşmesinin aslında bir bütün olarak Batı dünyasına ve modern dindarlığa diyelim. Yani İslam’ın dışındaki yeni dine bir ihtida hareketi olduğunu düşünüyorum. Bunu birinci derece iktisatla ilgilendiriyorum. Çünkü başka ihtida mekanizmaları da hep ekonomiden yürüdü. Mesela ilk Müslümanlara fevc fevc Müslüman oldular denilen gruplar aslında çok yakinen bizim düşündüğümüz anlamda itikadi olarak samimi ve gerçek Müslüman olup olmadıklarını bilmiyoruz. Burada ihtida mekanizmaları bugünkü Avrupa birliğine farklı ülkelerin katılım gibi İslam’ın çok başarılı bir şekilde ürettiği yeni modele olan taleptir. Dolayısıyla itikadi olarak ne düşündüğünü bilmediğimiz milletler ve gruplar İslam’ın ilk üç yüz yılında çok yoğun bir şekilde İslam ekonomi politiğine ve siyasal rejimine ihtida ettiler. Şimdi böyle bir durumdayız. Türk modernleşmesine gelince o da son yüzyıldır bir yere doğru gidiyor. Bunun bilinçli bir yeni ekonomik modele entegrasyon olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla burada işimiz genel olarak zor. İslam iktisadı ile ilgili benin önceliklerimde gördüğüm kadarıyla farklı aktörler var. Bunlar üniversite ve akademi, Stk’lar, Siyasal elitler ve siyasal karar vericiler, piyasadır. Benim İslam İktisadı ile ilgili bir şeyin olumlu yada olumsuz gidip gitmediğiyle ilişkili bu aktörlerdeki birinciliği ben Müslüman sermayecilerin davranışlarına veriyorum. Eğer Müslüman sermayeciler hem İslam dünyasında hem de Türkiye özelinde belli şeyleri belli tarzlarda yaparlarsa İslam İktisadı önemli bir alan haline gelir. Yani bu sermayedarların kendi içindeki tutumları, ürettikleri teknikler ve başarılar eğer önemli hale gelmezse İslam iktisadının çok önemli olacağını düşünmüyorum. Yani toplamda sermayeniz ne kadardır. Bu sermaye hareketleri nasıl davranıyor, nereye doğru gidiyor. Bunun toplam sermayedeki yeri işte budur önemli olan. Bugün gördüğümüz kadar Türk sermayesi de İslam dünyasındaki sermaye de dünyadaki büyük sermaye hareketlerinin peyki durumundadır. Dolayısıyla ben zorluğu burada buluyorum. Akademik çalışmalar sonradan geliyor. Bu sermaye hareketlerinin dünyadaki sermaye hareketlerinden çok farklı olmadığı kanaatindeyim. Nereye giderseniz gidin. İster Dünya sermayesi ister Türk sermayesi İslam’ın bence henüz açığa çıkarılmamış olan bu ideal yönünde kaybolmayan, evrensel olan çok güçlü temalar ve temeller var. Dolayısıyla her zaman tekrar tekrar keşfedilebilir ve tekrar tekrar güncellenebilir bir yorumdur bu. Bugünkü sermaye hareketleri istediği kadar çözülsün, istediği kadar dünyevi alanda diyelim ki olumsuz işler yapsın. Sonuçta burada tekrarlanabilir, güncellenebilir insanlığın faydasına olacak bir içerik ve öz var. Müslüman sermayedarlara da bir şey demiyorum. Zira şöyle bir dilemma var. Öyle bir şey ki başkasına haksızlık yapmayacaksınız, hile yapmayacaksınız, emeğin hakkını vereceksiniz, ölçüye ve tartıya dikkat edeceksiniz ama kar edeceksiniz ve piyasada iyi bir oyuncu olacaksınız. Böyle bir şey olabilir mi? İslam iktisadının zorluğu bence buradan geliyor. İslam iktisadının tarihçiliğinden ya da analizlerinden gelmiyor. Yani hem medeni ve insani bir ölçünüz olacak ama aynı zamanda piyasadaki en sert oyuncularla mücadele ederek alta düşmeyeceksiniz. Birisi bunun bir formülünü bulursa “durun bir dakika burada İslam iktisadı var “ diyeceğiz. Enteresan olan bir şey var ki galibiyet buralardan gelmiyor. Galibiyet herkesin çaldığı yerde vermekten geliyor. Başarıda buradadır. Bir sanayici grubu bunu başarabilirse işte bu hayvani güçlerin yada şer güçlerin yapamadığı şey budur. Biz onlarla hırs konusunda yarışamayız ama onların yapamadığı bir şeyde yarışabilirsin o da almadan vermektir. İşte zamanında Müslüman sermayeciler bunu yapmışlar. Yaparlarsa bence burada İslam iktisadını konuşuruz. Bunlar benim realiteden çıkardığım gözlemlerimdir.