
14 Mart Perşembe günü Maruf Eğitim Araştırma ve Dayanışma Vakfı mütevelli heyet üyeleri iftar programında bir araya geldi ve vakıf merkezinde 10. Mütevelli Heyet toplantısını gerçekleştirdi.

Vakfın faaliyet raporunu sunan Maruf Vakfı Başkanı Yusuf Kalyoncuoğlu konuşmasında “ Bu yıl mütevelli heyet toplantısını maalesef Gazze dramı gölgesinde yapmak zorunda kalıyoruz. Bu vahşete karşı kayda değer bir eylem gerçekleştirememek her birimiz için büyük bir iç yangı ve yürek acısı olmaya devam ediyor. Dileriz ki Ramazan bu zulmün durmasına milat olsun. Bu yaşananlar Maruf Vakfı olarak yapmakta olduğumuz işin ne denli stratejik bir değer ifade ettiğini anlatması bakımından çarpıcı bir mecburiyeti ortaya koymaktadır. Maruf Vakfını kurarken içinde bulunduğumuz iddia ve heyecan şu an yaşadığımız çaresizliğe dönüşmemesi için yola çıkma kararlılığıydı. Yapabildiğimiz kadarıyla çözümün bir parçası olmak ve ümmete en azından ekonomi konusunda bir yol açma çabası içinde olmaktı. Şimdi yaşadığımız talihsizlik göstermektedir ki isabetli bir yerden konuya girmişiz. Ama yapacak daha çok şeyin olduğu da aşikârdır. Daha işin başındayız. Çok daha fazla emek vermek, birikim oluşturmak ve öncelikle Müslümanları sonrasında tüm ezilen insanları bu büyük zihinsel esaretten kurtarmaktır. Ardından ekonomik, siyasi ve kültürel esaretten kurtulmak bu işin çıktısı olacaktır. Bunun için vakfımızda ortaya koyduğumuz program akademik bir programdır. Kendi değerlerimiz doğrultusunda bir hayat nizamı için yol arıyoruz. Bu yol meşhur tabirle insanlara balık ikram etmeyi değil balık tutmayı öğretici bir yol olsun istiyoruz…”

Vakıf bünyesinde eğitim faaliyetlerini sürdürmekle görevli birim olan İslam Ekonomisi Enstitüsü’nün başkanı Sıtkı Abdullahoğlu da konuşmasında “ Maruf Vakfını kurarken verdiğimiz karar stratejik bir karar anlamına geliyordu ve bu karar İktisatla alakalı, İslam İktisadıyla alakalı kurumsal bir faaliyet yapmaktı. Müslümanlar olarak bazı konulardan el etek çekmiş durumdayız. Bu bin yıllık bir süre anlamına geliyor. Bunlardan bir tanesi de iktisat alanıdır. Müslümanlar iktisat alanından gerçekten teorik olarak ve birçok alanda pratik olarak çekilmiş durumdalar. Bu durumun sonuç itibarıyla getirmiş olduğu fatura aslında çok büyük bir faturadır. Bir taraftan kulluğumuzu eksik yapabilecek bir noktaya düşürmüştür. Diğer taraftan bugün karşı karşıya kaldığımız acizliğin de fotoğrafını önümüze koymuştur. Eğer biz Müslümanlar olarak kesintisiz bir hayat sürdürebilseydik hayatın her alanında o ilmi çalışmalarımızı, entelektüel faaliyetlerimizi devam ettirebilseydik bugün asla ve kat’a Gazze’de böyle bir zulüm icra edilemezdi. Şimdi bu durum karşısında bizler elimiz kolumuz bağlı duruyoruz. Bunun sebebi zamanında gereken çalışmaları yapmamış olmamızdır. Ekonomimize, hukukumuza, sosyolojimize sahip çıkamadık. Her şeyimizi onlar belirlediler. Şimdi de bu belirlemenin bedelini bize ödetiyorlar. Bunların acısını ve sıkıntısını çok ciddi hissettiğimizden dolayı İslam Ekonomisi konusunda bir çalışma yapmak, Müslümanların yeniden kendi değerlerini kendilerini yönetmesini sağlayacak bir noktaya bir standarda taşımaları gerektiğine karar verdik. Çünkü buna çok acil bir şekilde inanmıştık. Kulluğumuzun yarısı sosyo-ekonomik faaliyetlerle ilgilidir. Kulluğumuzun yarısı ne demek yani biz dindar insan olma iddiasında isek sosyo-ekonomik faaliyetlerimizi Allah Teâlâ’nın dediği şekilde yapmak zorundayız”.
Toplantı dilek ve temennilerle kapatıldı.