DR. HAKAN KALKAVAN “EKONOMİ VE AHLAK” DERSİNİ YAPTI

maruf vakfı haberler

 

Doktora öğrencilerine yönelik olarak hazırlanan ve Dr. Hakan Kalkavan tarafından verilen “Ekonomi ve Ahlak” dersinin 12. haftası ekonominin felsefi kökenlerine ilişkin sorgulamalar yapıldı. Ekonomi ile felsefe arasındaki bağ, ekonominin refah, adalet ve özgürlükle ilgili ahlaki soruları gündeme getirmesi, rasyonalitenin doğası hakkında temel soruları gündeme getirmesi ve sosyal fenomenlerin bilgisinin karakteri ve olasılığı hakkında metodolojik veya epistemolojik sorular ortaya çıkarması ile oluşmaktadır. Özellikle metodolojiye odaklanılan dersimizde iktisatta yer alan temel varsayımların geçerliliği hakkında klasik dönemde ve modern dönemde yer alan fikirlere yer verilerek aralarında kıyas sağlama imkanı oluşturulmuştur.

Ortodoks iktisatta yer alan bazı temel varsayımlar vardır. Bunlara örnek olarak üretim, belirli herhangi bir girdinin ek birimlerinin azalan getirilerine tabidir varsayımı, bireylerin rasyonelliği varsayımı, ceteris paribus varsayımı verilebilir. Ekonomi önceki paragrafta bahsedilen üç nedenden dolayı felsefe ile ilişkilidir. Derste üçüncü neden olan metodolojik kısmın üzerinde durulmuştur.

Mill, amprist bir bakış açısına sahiptir fakat aynı zamanda iktisadi varsayım ve teorileri amprik düzlemde kurgulamanın ne kadar zor olduğunun farkındadır. Amprizm ile iktisat arasında yer alan bu çatışma Mill Problemi olarak adlandırılmaktadır. Bireysel seçime neoklasik odaklanma, disiplinin yeniden tanımlanmasına da yol açtı. Mill ve klasik iktisatçılar, ekonomiyi, belirli bir toplumsal yaşam alanında baskın olan belirli nedensel faktörlerle -esas olarak elde etme güdüleri, azalan getiriler ve yeniden üretme eğilimiyle- ilgili olarak görmüşlerdir. Buna karşılık Robbins, ekonomiyi “sonuçlar ve alternatif kullanımları olan kıt araçlar arasındaki bir ilişki olarak insan davranışını inceleyen bilim” olarak tanımlamıştır. Robbins’in görüşüne göre ekonomi, üretim, tüketim, dağıtım veya değişim ile ilgilenmez. Bunun yerine, tüm insan eylemlerinin bir yönü ile ilgilenir. Ekonominin ilgilendiği nedensel faktörler- rasyonel kişisel çıkar- tüm insan ilişkilerinde bir role sahiptir.

Friedman’a göre varsayımların gerçekçiliğini incelemek metodolojik olarak hatalıdır, bu kabul edilirse Mill problemi diye bir şey kalmayacaktır. Popper ise her kuğunun beyaz olduğu varsayımı siyah bir kuğu görene dektir olarak özetleyebileceğimiz yanlışlanabilirlik yöntemini ortaya atmaktadır. Yapılan çalışmaların ortaya koyduklarını mutlak gerçekler olarak görmemektedir. Lakatos’a göre teoriler farklı açılardan sınanmalı, komple doğru/yanlıştan ziyade kısmi eklemeler çıkarmalar olmalı; amprik ilerleme veya gerileme söz konusu olmalıdır. Ayrıca teorilerin temel önermelerinin sorgulanmayacak bir sert çekirdeğe sahip olduğunu ve bunun araştırmalara rehberlik ettiğini söylemektedir. Buna sığınan neoklasiklerin yanlış gibi görünen temel varsayımlardan vazgeçmemesi durumu ortaya çıkmıştır.

Çağdaş ekonomi metodolojisi düşünürlerinden Rosenberg ekonominin halk kitlelerinin psikolojik çözümlemesini yaptığını, amprik ilerleme kaydedemeyeceğini ve genel tahminlerde bulunabileceğini savunur. Bunun karşıtı olarak konumlandırabileceğimiz Donald Mccloskey ise metodolojinin reddedilerek bu işle ilgilenenlerin ortak kabulünün önemli olduğunu; felsefi tartışmaların göz ardı edilebileceğini savunmaktadır.

Mill’in problemini kendisi ise şu şekilde açıklığa kavuşturmaktadır; ekonominin temel ilkeleri akla yatkındır. Fakat sorgulanamaz olarak görülmemelidirler. Kontrol edilemeyen çok sayıda faktörün bulunduğu piyasa verilerini içeren testlerin zayıflığı göz önüne alındığında yine de Ortodoks teoriye bağlı kalmak mantıklı hale gelmektedir.