
Doktora Öğrencilerine yönelik olarak hazırlanan bu haftaki derste, Marksizm ve Marksist politik ekonomi anlayışı konusuna değinilmiştir. Marksizmin politik ekonomide nasıl bir zemine dayandığı tartışıldı ve Marksist anlayışın 1960’lardan sonra ortaya çıkan yeni kuramları irdelendi. Bu kuramlar Frank’ın “Bağımlılık Teorisi” ile Wallerstein’in “Dünya Sistemi Yaklaşımı”dır.
Adam Smith’in emek-değer teorisine yeni bir soluk getiren Marx, bu açıdan klasik iktisat okulu içinde değerlendirilmiştir. Ancak klasik iktisatçılar emek değer teorisinden fayda değer teorisine geçiş gösterirken; Marx, emek değer anlayışını yeniden ele almıştır. Bu derste, Marx’ın yeniden ve kendi metoduyla ele aldığı emek, emek gücü, artı değer, sermaye, yabancılaşma, para ve meta gibi kavramlar konuşulmuştur. Marx’ın sermayenin sahip olduğu artı değeri sorgulaması tartışılmıştır. Sermaye sahibinin sermaye sahibi olduğu için ele geçirdiği “artı değer”in emeğin sömürüsü olduğu vurgusu üzerinde durulmuştur. Ayrıca Marx’ın teorisini kurarken sahip olduğu tarihsel maddecilik ve diyalektik tarih anlayışı da irdelenmiştir. Marx’a göre toplumsal yapıyı, ekonomi oluşturmakta; tarihteki ilişki gücünü de sınıfsal yapı belirlemektedir. Mülkiyet, adalet, eşitlik, sınıf yapısı, alt ve üst yapı tartışmalarının işlendiği bu derste, Marx’ın savunduğu tezler, İslam ahlakı ve iktisadî anlayışı ile değerlendirilmiştir. Her ne kadar iki anlayışta aynı kavramları kullanmış olsa da İslam’ın iktisadi anlayışının, liberal ve Marksist ekolün ontolojilerinden farklı olduğu ifade edilmiştir. Bu aynı kavramların, üç ekol altında oluşturduğu anlam-değer dünyası birbirinden oldukça farklı olduğu vurgulanmıştır.
Marksist anlayışın 1960’lardan sonra gelişen yeni yaklaşımları (Bağımlılık ve Dünya Sistemi Yaklaşımı) temelde uluslararası alanda devletlerin ve sermayelerin içinde bulunduğu ilişkilere dayanmaktadır. Gelişmiş ve azgelişmiş ülke ayrımı yapılarak kurulan bu yaklaşımlar, gelişmiş ülkelerin azgelişmiş ülkeleri sömürmesi üzerinden açıklanmıştır. Bağımlılık teorisinde merkez ülkenin çevre ile ilişkisinde çok uluslu şirketler ön planda iken; Dünya Sistemi Yaklaşımı’nda devletler ön planda olup, merkez ülkelerin çevre ülkelerin kalkınmasını engellediği düşüncesi yatmaktadır. Wallerstein küresel anlamda dünyanın geldiği noktayı kabullenmekte ve tüm dünyanın birbirine bağlı ve bağımlı olduğunu savunurken; Frank bu anlayışa karşı çıkmaktadır. Nihayetinde derste varılan son nokta şudur; çevre ülke olarak anılan ülkelerin yaşadığı yapısal sorunların sebebi iç ve dış dinamiklerdir. Dış dinamiklerden kaynaklanan sorunların arkasında ise kapitalist dünya sistemi bulunmaktadır.