
Bu haftaki derste, iktisadi ve siyasi ideoloji olarak merkantilizmden liberalizme geçiş ile birlikte neo-liberalizm kavramı işlendi. Geçen haftaki derste işlenen merkantilist öğretinin, liberalizme nasıl evrildiği ve bu geçişteki ana dinamikler ele alındı. Liberalizmin 18. ve 19. yüzyıllarda iktisadi ve siyasi bir düşünce olarak yaşandığı, kurucularının da İskoç bilim adamları (Adam Smith) olduğu ifade edildi. Bu bağlamda merkantilizmden liberalizme geçiş şu cümle ile özetlendi; “ticari kapitalizmden sınai kapitalizmine geçiş.” Merkantilizmin servetin kaynağı konusundaki “altın ve gümüş” gibi değerli madenlerin artırılması düşüncesinin yerini artık liberalizm ile birlikte “emek ve üretim” almıştır. Liberalizm ile birlikte “birey, özgürlük, rasyonellik, devletin ekonomideki yeri…” gibi konular tartışılmaya açılmıştır.
Bu derste, liberalizmin yaşandığı dönemden sonra “Keynesgil” politikalar bir kenara bırakılarak, 1970’lerden sonra neo-liberal politikaların uygulandığı ifade edilmiş; liberalizm ile neoliberalizm arasındaki farklar tartışmaya açılmıştır. Liberalizmin önem verdiği “emek” kavramı yerine neo-liberalizmin “sermaye”ye önem verdiği ifade edilmiş; bu açıdan sermayeyi yönlendiren büyük güçler (uluslararası şirketler, finansal aktörler, serbest piyasa yanlıları) tartışılmıştır. Bu bağlamda liberal politikalarda “tasarruf ve büyüme” hedeflenmekte, “özgür birey” konuşulmaktayken; neo-liberal politikalarda “tüketime dayalı ekonomi” ve “özgür sermaye” konuşulmaktadır. Merkantilizmden Neoliberalizme kadar dünya politik ekonomi tarihinin tartışıldığı derste, ekonomide devletin yeri ve konumu, neoliberalizmin topluma ve ahlaka verdiği zararlar ifade edilmiştir. Neo-liberal politikaların uygulandığı yerlerde toplum dinamiğinin ve yapısının bozulduğuna işaret edilmiştir. Ekonomide görülen yapısal sorunların en önemli sebebinin neo-liberal politikalar olduğuna dikkat çekilmiştir.