GİRİŞ
İçinde bulunduğu toplumun problemlerini gözlemlemek, bu problemleri tespit edip anlamlandırmak ve daha sonra çözüm üretmek adına harekete geçmek, dinler tarihinin bize aktardığı bilgiye göre, müthiş bir peygamber geleneğidir. Bu doğrultuda akademisyeninden iş adamına, memurundan ev hanımına değin bu problemle mücadele etme gayesi içerisinde olan bireyler, peygamberlerin bu geleneğini sürdürme çabasında olmuş oluyorlar. Bu kutlu mücadelenin bir boyutunu da ekonomik hayattaki problemlere çare aramak oluşturuyor. İçinde yaşadığımız toplumda pek çok ekonomik problem bulunmaktadır. Genel anlamda bu problemin adaletsizlikten kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra örneklendirecek olursak; işçi-işveren ilişkisinin sağlıklı kurulamaması ve birbirlerine karşın ahlak dışı tutumları, faiz işlemlerinin yaygınlığı, borç ilişkilerindeki sadakatsizlikler, naylon fatura ticareti, ihale işlerinde çevrilen üçkağıtlar, alınan rüşvetler, çocuk işçilerin sömürülmesi bu problemlerden yalnızca birkaçıdır. Tüm bu problemlerle mücadele etme ihtiyacı insanlık tarihi kadar köklü bir ihtiyaç olup toplumsal boyutuyla ilgili en güzel örneklerden biri de Nûh peygamberin mücadelesidir. Kur’an’ın Nûh peygamber kıssası aracılığıyla, içinde yaşanılamayacak düzeyde bozulmuş bir dünyadan/toplumdan yeni bir dünyaya/topluma yolculuk yapan bir peygamberin kıssasını aktarıyor olmasını daha derinden anlamlandırabilmek adına bu çalışma gerçekleştirilmiştir.
NÛH KISSASINI ANLAMLANDIRMAK
Kur’an; insanın birey, toplum, kainat ve Allah ile olan ilişkisini sağlam bir şekilde kurabilmesi adına zaman zaman işlenen konuyu örneklendirmek, hitap edilen toplumu uyarmak veya teselli etmek, bir ahlak sorununa işaret etmek amacıyla tarih içerisindeki önemli hadiselere değinmektedir (Özsoy & Güler, 2015, s. 643). İnsanlığın ortak hatırası niteliğinde olan Nûh kıssası da Kur’an’da Musa ve İbrahim peygamberlerin kıssalarından sonra en çok tekrar eden kıssadır (Çelem, 2016). İlgili ayetlerde[1] Nûh kavminin akıbetine atıfla bu ibretlik durumdan öğüt alınması gerektiği insanlığa hatırlatılmaktadır. Yazının amacı bu ayetlerin muhatabı olan bir zihnin, Nûh kıssası aracılığıyla insana verilmek istenen mesaj hakkındaki değerlendirmelerini aktarmaktır. Daha özelde ise Nûh kavminin özelliklerini irdelemek ve Nûh peygamberin yolcuğunu günümüze yönelik olarak yorumlamaktır.
Gerek İslami kaynaklardan gerek Kitab-ı Mukaddes ve diğer kaynaklardan elde edilen bilgilerle, Nûh peygamberin kıssasının detaylarında, neredeyse insanlık tarihine yakın bir süre boyunca dilden dile aktarılmak suretiyle muhafaza edilmiş; belki sonradan ilave edilen belki de aslından itibaren muhafaza edilen mesajlar içerdiği anlaşılmaktadır. Çalışmanın amacı tüm bu aktarımları doğruluk-yanlışlık üzerinden değerlendirmek değildir. Her iki kaynaktan gelerek nesiller boyu aktarılan bu bilgilerin aktarmak istediği mesaj üzerine değerlendirme yapmaktır. Bu değerlendirmelerin sübjektif nitelikte olabileceği göz önüne alınmalıdır. Yazının başlangıcında belirtildiği gibi ilerleyen bölümde kronolojik sıra dikkate alınarak değinilecek hususlar, Nûh peygamberin yolculuğuyla, içinde bulunduğu toplumun problemleriyle mücadele içerisinde olan bir zihin arasında zaman üstü bir yolculuk mahiyetinde olacağından bağlayıcılık barındırmamaktadır. Bu yaklaşımda bulunulmasının nedeni “Nûh kıssasının tarihî gerçekliğini sorgulamak yerine inanan insana her dönemde katkı sağlayacak yönünü iyi kavramak ve Kur’an kıssalarının ibret ve öğüt hedefini dikkate alarak çıkarımlarda” bulunmayı daha anlamlı bulan görüşe katılınıyor olunmasıdır (Çelem, 2016, s. 39).
İslam dünyasında Nûh peygamberin mücadelesi daha çok, insanın Allah ile olan ilişkisindeki problemler merkezinde değerlendirilmekte ve aktarılmaktadır. Ancak bu ilişkinin yanı sıra meselenin bir de birey toplum boyutu söz konusudur. Nûh kavmi nasıl bir kavimdi de Nûh peygamber bu kavmi ıslah edemedi ve içlerinden kendisine ve davasına inanan bir grupla bir dünyadan başka bir dünyaya yolculuk gerçekleştirdi? Bu soruya cevap mahiyetinde ilgili Kur’an ayetlerinden[2] hareketle Nûh kavminin özellikleri:
Mal ve güce itibar ederek Nûh peygamber ve onunla beraber olanlara ayrımcılık ve zulmeden toplum esasında maalesef insanlık tarihi boyunca var olmuş ve var olmaya devam eden bir zihniyeti temsil ediyor gibi görünmektedir. Habil-Kabil ile bireysel düzeyde temsil olunan birbiriyle zıt iki zihniyetin mücadelesi Nûh peygamberin kıssası aracılığıyla toplumsal boyut üzerinden işlenmektedir. Ayrıca Nûh peygamberin bu yolculuğundaki meşakkatlere yapılan vurgu insana inandığı doğrular uğruna neleri göze alması gerektiği hakkında fikir vermektedir. Bu noktada öncelikle Nûh peygamberin uzun yıllar boyunca kavmini hakka çağırması ancak kavminin çoğunluğunun servet ve nüfuz sahibi kimselerin yanında yer alarak O’nu susturmaya çalışmış olması ve putperestliği sürdürmüş olması akla gelmektedir (Yaşaroğlu, 2007). Nûh peygamberin ilahi emrin muhatabı olarak gemi yapmak üzere ağaç dikmesi ve kırk yıl sonra bu ektiği ağaçlardan gemiyi yapmasını aktaran rivayet[3] bu yolculuğun meşakkatlerinin bizatihi yola çıkacak kişi tarafından üstlenilmesi gerektiğine işaret ediyor olabilir. Söz gelimi rivayetlerde Nûh’un gemisini Tanrı tarafından gökten indirildiği gibi bir içeriğe rastlanılmamaktadır. Bu hadise ilahi emirler kılavuzluğunda gayret ve çabanın bizatihi insan tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
Tufanın başlaması, tennurun taşmasıyla beraber meydana gelen sel neticesindedir (Taberi, 1991, s. 238). “Tennur” ifadesi bizatihi Kur’an’da[4] da geçmektedir ancak neyi ifade ettiği hususu karmaşıktır. Buradaki ifadenin “işin kızıştığını tasvir eden” bir mecaz veya “geminin çalışmasını tasvir eden hakiki” bir anlama gelebileceği vurgulanmaktadır (Özsoy & Güler, 2015, s. 681). Uygulanan yöntem gereği buradaki ifadeyi günlük deyimiyle “bardağı taşıran son damla” ifadesine benzeterek, toplumun barındırdığı tüm bu kötülüklerin patlama noktasına işaret etmiş olabileceği düşünülebilir. Nûh kavminin içinde barındırdığı kötülükler sebebiyle helak olması, toplumların içlerindeki kötülüklerin esasında kendilerini boğmakta olduğunu hatırlatmaktadır. Bu doğrultuda tufanın kötülükleri; geminin kötülüklerle mücadeleyi sembolize ettiği söylenebilir.
Tufanın başlamasıyla Nûh peygamber, kendisine tabi olanlarla beraber hayvanlardan birer çift alarak yolculuğuna başlamıştır[5]. Hayvanları gemiye yükleme zamanı gelince Nûh peygamberin Rabbine “aslan ve ineği [aynı anda] gemiye nasıl bindirebilirim?” diye sorması üzerine “bu hayvanlar arasında düşmanlığı yaratan, onların birbirleriyle dostça davranmalarına da yol açar” şeklinde cevaplanır (İbnü’l-Esir, 1985, s. 63). Bu hadisenin vurguladığı husus, aynı felsefeyle aynı hedefe ulaşmaya yönelik verilen mücadele içerisinde barındırılan birtakım farklılıkların bir arada olabilirliği üzerine olabilir. Gemiye eşeğin kuyruğuna saklanarak şeytanın da bindiğini aktaran rivayetin[6] ilettiği mesaj da tabiatı gereği insanın içerisinde var olan ve her nereye giderse gitsin içerisine düşme tehlikesi bulunan kötülük potansiyelini tasavvur ettiği düşünülebilir. Tufanın başlamasıyla beraber helak olan kavim içerisinde bir anne ve çocuğunun da boğuluşunu aktaran rivayet[7] bulunmaktadır. Bu rivayet üzerinde çeşitli tartışmalar bulunmaktadır ancak bunun tersine helak olan kavim içerisinde çocukların yer almadığı da söylenmektedir (Çelem, 2016). Bu rivayetin doğru olup olmaması uygulanan yöntem gereği önem arz etmemektedir. Bu bağlamda rivayetin (doğru olması durumunda) insana, dünyada zaman zaman masumların da kötülerin şerlerinden etkilenebileceğini hatırlatmaktadır.
Gerçekleştirilen yolculuk boyunca geminin aydınlatılmasını sağlayan “zohar” bir anlama göre “tavan penceresi ya da baca” diğerine göre “kendinden ışık saçan cilalı taştır” (Çelem, 2016, s. 56). Her iki anlamda da kılavuzluk vazifesi gören “zohar” anlaşılabileceği üzere insana rehberlik eden doğru bilgiyi, özelde de kutsal kitapları ifade etmektedir. Kitabı Mukaddes’te aktarılan bilgiye göre[8] Nûh peygamber suların yeryüzünden çekilip çekilmediğini anlamak üzere önce kuzgun daha sonra güvercin göndermekte, güvercinin gagasında zeytin dalı ile geri dönmesinden hareketle yeryüzünden suların çekilmiş olduğunu anlamaktadır. Zeytin dalı ve güvercinin barışı sembolize ediyor olmasının kökeni bu hadiseye dayanmaktadır (Kaplan & Arihan, 2017). Nûh peygamberden günümüze değin muhafaza edilen bu sembol, esasında çalışma boyunca takip edilen yöntemin anlamlılığına delalet etmektedir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Nûh peygamberin yolculuğunun içerisindeki pek çok detay, esasında çok önemli mesajlar içermektedir. Bu çalışmada ele alınanlar, bu gibi pek çok detayın yalnızca birkaçıdır. Ancak detaylar bir yana, yazıda değinildiği üzere bu kıssanın ana mesajı; içerisinde barınılamayacak düzeyde bozulmuş bir toplumu ıslah etme mücadelesinin, son derecede meşakkatli ancak ideal bir topluma ulaşmakla neticelenmesi hasebiyle de bir o kadar değerli olduğu üzerinedir. Nûh peygamberin bu yolculuğu onu takiben tüm peygamberlerin mücadelesiyle veya filozofların ideal devlet tasavvuruyla aynı istikamettedir. Yukarıda değinildiği üzere Nûh kavminin helakine neden olan özelliklerden birisi de mal, makam ve soy peşinde koşuyor olmalarından ötürü ekonomik bir boyut içermektedir. Nitekim “Nûh kanunları” olarak bilinen yedi madde içerisinde zulüm ve gaddarlık yasaklanarak adaletin tesis edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Harman, 2007, s. 225). İlimlerin dallara ayrılmasıyla beraber hangi alanda olursa olsun toplumu ıslah etmeye yönelik mücadele Nûh peygamber başta olmak üzere tüm peygamberleri, alimleri, filozofları, salihleri takiben kutlu bir mücadeledir. Bizlerin İslam İktisadı alanındaki çabaları da esasında bu köklü mücadelenin bir yönünü oluşturmaktadır.
Abdullah ÖZTEL
Maruf Vakfı Araştırmacısı
Kaynakça:
Çelem, S. (2016). Tefsir külliyatında Hz. Nûh kıssasının gelişimi (Doktora Tezi). Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri (Tefsir) Ana Bilim Dalı, Ankara.
Harman, Ö. F. (2007). Nûh. Içinde Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (C. 33, ss. 224-227). İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
İbnü’l-Esir. (1985). İslâm tarihi (el-Kâmil fi’t-târîh tercümesi) (C. 1; A. Ağırakça, Y. Apaydın, A. Özaydın, Z. Tüccar, & M. B. Eryarsoy, Çev.). İstanbul: Bahar Yayınları.
Kaplan, M., & Arihan, S. K. (2017). Antikçağdan Günümüze Bir Şifa Kaynağı: Zeytin ve Zeytinyağının Halk Tıbbında Kullanımı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 52(2).
Özsoy, Ö., & Güler, İ. (2015). Konularına göre Kur’an: Sistematik Kur’an fihristi. Ankara: Fecr yayınevi.
Taberi. (1991). Milletler ve hükümdarlar tarihi (C. 1; Z. K. Ugan & A. Temir, Çev.). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Yaşaroğlu, M. K. (2007). Nûh suresi. Içinde Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (C. 33, s. 231). İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
[1] Bk. 54 Kamer/15-16, 25 Furkan/37, 10 Yunus/73, Mu’minun/30.
[2] Bk. 54 Kamer/9-16, 7 Araf/59-64, 25 Furkan/37, 26 Şuara/105-122, 10 Yunus/71-73, 11 Hud/25-48, 37 Saffat/75-82, 51 Zariyat/46, 71 Nûh/1-28, 21 Enbiya/76-77, 23 Mu’minun/23- 30, 69 Hakka/11-12, 29 Ankebut/14-15 (Özsoy & Güler, 2015, ss. 677-684).
[3] Bk. (Taberi, 1991, s. 237).
[4] Bk. 11 Hud/40.
[5] Bk. 23 Mu’minun 28.
[6] Bk. (İbnü’l-Esir, 1985, s. 63).
[7] Bk. (Taberi, 1991, s. 238).
[8] Yaratılış 8: 7-14.