Bu deneme yazısının konusu, koronavirüs salgınının ekonomik hayata etkileridir. Buna göre salgının kapitalist ekonomi, neoliberal piyasa, küreselleşme ve uluslararası ticarete duyulan güvene verdiği zarar ve bunun doğuracağı sonuçlar kısaca ele alınacaktır. Akabinde ise İslam ekonomisinin bu süreci nasıl değerlendirebileceğine değinilecektir.
Son aylarda tüm insanlığı etkisi altına alan koronavirüs salgını, iktisadî hayatı da etkilemektedir. Özelde insanların, genelde ise ülkelerin yaşam biçimleri ve ekonomik faaliyetlerinin farklılaşmaya uğradığı bu süreçte, küresel ekonomide söz sahibi olan iktisadi sistemler önemli bir sınavdan geçmektedir. Salgın karşısında kötü bir gidişata sahip olan neoliberal ekonomi sistemini benimsemiş başta ABD ve kıta Avrupası ülkeleri, içerisinde bulundukları iktisadi hayat tarzının acımasızlığını ve işlevsizliğini bir kez daha görmüş oldular. Kapitalizmin “önce kâr” anlayışı, insanlığı büyük bir kıyımla karşı karşıya getirmiş durumdadır. Üstelik ortaya çıkan bu türdeki kriz anları için kapitalizmin herhangi bir çözüm olanağı da görünmemektedir.
Kapitalist ekonomiyi esas alan ülkelerde pandemi sürecinde en fazla zararı, özel sektöre ait sağlık kuruluşlarında tedavi imkanına sahip olamayan hastalar görmüş oldu. Buradan anlaşılması gereken şudur ki, toplumun sağlığı, liberal piyasaya bırakılamayacak kadar önemlidir. Çoğu Avrupa ülkesinin sağlık alt yapısında görülen aksaklık ve adaletsizlikler, kapitalist ekonominin bir diğer eksikliğini göstermektedir. Hâlihazırda ABD örneğinde olduğu gibi gelişmiş kapitalist devletler, herkes için erişilebilir bir sağlık sistemi kurmak yerine ilaç şirketleri lehine çalışmaktadır. Sağlıkta özelleştirme politikalarının sonuçlarının toplum açısından ne kadar ağır olduğu artık daha yakından görülmektedir. Zira yapay taleplerin oluşturulduğu ve türlü haksızlıkların yapıldığı sözde serbest piyasa, sadece kâr odaklı çalışma prensibine sahip üyeler ile ayakta kalabilmektedir. İnsanî ve ahlaki davranıp hakkaniyete yaraşır şekilde toplumu gözetmek bu tür piyasalarda pek mümkün görünmemektedir. Kapitalizmin “önce kâr” anlayışının insanlığı uçuruma götürdüğü geniş kitleler tarafından da görülmeye başlandı. “Özel çıkar” anlayışı kaybederek, özel mülkiyetin varlığıyla birlikte sağlık, lojistik ve gıda gibi stratejik öneme sahip sektörlerde kamulaşmanın önemi ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma ruhunun işlevsel hale gelebileceği bir ekonomik sistemin gerekliliği ortaya çıkmış oldu. Kapitalizmin bir zorunluluğu olan, kendisinden başkasının varlığını umursamayan bireyci yaklaşımın tehlikesi gözler önüne serilmiş oldu. Tabiata savaş açan değil, tüm âlem ile uyumlu ve kendimizi de onun bir parçası olarak gördüğümüz anlayış artık önem kazanacaktır.
İslam dışındaki bütün sistemlerle sömürülen, devşirilen ve en iyi ihtimalle ihmal edilen tüm âlem, bu ve benzeri krizlerle kendi savunma sistemini devreye sokmaktadır. İslam dışındaki sistemler, sürdürülebilirliğe gereken önemi vermemelerinden dolayı, insan da dâhil olmak üzere tüm âlemin yozlaşmasına sebebiyet vermektedirler. Modern insanın tükenmeyen fuzuli ve yapay ihtiyaçları sürdürülebilirliğin göz ardı edilmesine sebep olmuştur. Bugüne kadarki kapitalist ve Marksist vahşi ekonomi gibi tüm gayri İslami ekonomi modelleri, yerkürenin iklimini ve doğasını değiştirmekle kalmamış, onu sömürülmesi ve alt edilmesi gereken para ve refah kaynağı olarak görmüştür. Bilim ile bu savaşın kazanılabileceği düşünülerek ilahi irade daima göz ardı edilmiştir.
Bu vesileyle Covid-19 salgını, kapitalist ekonomi modelinin tehlikesini çeşitli boyutlarıyla ortaya koymuştur. Kapitalist batının lideri konumundaki ABD’nin içinde bulunduğu durum, bunun yanında G7 ve AB üyesi “gelişmiş kapitalist” ülke İtalya’nın koronavirüs salgınını en ağır şekilde yaşayan ülkelerin başında geliyor olması bu iktisadi sistemin, öz evlatlarına bile acımasız olduğunu göstermektedir. Kapitalist ekonomi sistemine sahip ülkeler arasında yardımlaşma ve dayanışma örneklerine bugünlerde rastlanmamaktadır. Özel sektör ile kamu sektörünün ekonomi içerisindeki etkinliğinin dengeli olmasının gerekliliği yaşanan krizler vasıtasıyla tekrar gün yüzüne çıkmaktadır. Koronavirüs sonrası küresel anlamda ekonominin önemli değişimler geçireceği, artık daha açık bir şekilde görünmektedir. Bu kriz akabinde ortaya çıkacak olan kripto paraların yaygınlaşması, kamu sektörüne ağırlık verilmesi, küreselleşmenin tehlikelerinin farkına varılması gibi değişimler, İslam ekonomisinin sahada kendisini göstererek alternatif ve evrensel bir ekonomi modeli olarak tanınması için büyük bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Nitekim İslami bir ekonomi sisteminde zekât, sadaka, îsâr, infak gibi servetin toplum içerisinde yeniden dağılımını sağlayan enstrümanlar sayesinde, salgın gibi afet ve kriz anlarında toplumun dayanışma ve yardımlaşması daha kolay bir hâl almaktadır. Bununla beraber İslam medeniyetinde fakir ve muhtaçlara imkân sağlamak adına imarethane ve şifahaneler kurularak bunlar gerek devlet gerekse vakıf eliyle yaşatılmıştır. Hiç şüphesiz İslam iktisadı da İslam kültür ve medeniyetinin kodlarına sahip olduğu için buna benzer sosyal yardım projelerine oldukça fazla yer verecektir.
Yüksek oranda kâr elde etmek ve bazı zümrelerin elinde sermayenin birikmesi amacıyla tüm âlem ile yapılan bu savaş, en başta İslam’ın kesinlikle tasvip etmediği bir durumdur. Oysaki sahih İslami bir zihniyetle ve İslam medeniyetinin genetik kodlarıyla oluşturulacak, tüm kurum ve uygulamalarıyla orijinal olan bir İslam ekonomisi modeli, sürdürülebilirlik kavramını gerçek anlamıyla hayata tatbik edebilecektir. Modern hayata adapte olup hiçbir direniş emaresi gösteremeyen ve Batı kaynaklı neoliberal sisteme alternatif üretme zahmetine girmeyen Müslüman toplum için de bu virüs ilahi bir uyarı olarak değerlendirilebilir. Nitekim Müslümanların toplu olarak camilerden ve Mescid-i Haram’dan kovulmalarının ardında kendilerine düşen payı içtenlikle tefekkür etmeleri gerekmektedir. İslam ekonomisinin temel parametrelerinden olan, dağılım ve yeniden dağılımı sistematik hale getirmenin en önemli araçlarından olan infak ve îsâr, bu gibi kriz dönemlerinde sosyal dayanışma ve toplumsal dengeyi oluşturan etmenler olacaktır.
Emrullah Aygün
Maruf Vakfı Araştırmacısı