Koronavirüsün bir salgın olduğu 11 Mart 2020 tarihinde Dünya sağlık örgütü tarafından bildirildi. Çin’in Wuhan eyaletinde başlayan bu yerel salgın özellikle seyahat eden insanlar aracılığıyla bir küresel salgın haline dönüştü. Şimdiye kadar yaşanan vaka sayıları ve ölümler her ne kadar çok ciddi rakamlara ulaşmış görünüyor ise de pek çok tarihçi ve bilim insanına göre, insanlık tarihinde yaşanan salgınlarla kıyaslandığında Türkiye pek çok açıdan iyi bir mücadele verdi.
Salgın hastalığa karşı mücadelede uluslararası örgütlerin büyük bir rol oynayacağı beklenmekteydi. Ancak salgında ulus-devletlerin önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Çin başta olmak üzere bazı Asya ülkeleri alınan sıkı tedbirler sayesinde salgına karşı mücadelede kayda değer bir başarı gösterilmiştir. Ekonomik ve siyasi krizlerde nispeten başarılı kabul edilen Amerika Birleşik Devletleri’nin ise Covid-19 krizinde hezimete uğradığı görülmüştür.
Koronavirüs, ilk aşamada küresel ekonomi için bir tehdit oluşturmasa da Çin ekonomisini karantina önlemleri nedeniyle doğrudan etkilemiştir. Virüs ilk aşamada Çin’i vurmuş, küresel hareketlilik sonucunda salgının yayılmasıyla karantina tedbirleri küresel ekonomiyi de doğal olarak olumsuz etkilemiştir. Ülkeler arası ihracat-ithalat ve küresel piyasadaki milyarlarca dolarlık finans hareketi durmuştur. Küresel krizden ulusal ekonomiler de etkilenmiştir. Özellikle dış ticaretin ülkelerin milli hasılasında önemli bir yer kapladığı hepimizin malumudur.
Örneğin hazır elbise sektörünün çok güçlü olduğu Bangladeş’te ihracat kalemleri oldukça güçlüyken, salgın önlemleri nedeniyle söz konusu iktisadi hareketlilik tümüyle durmuştur. Önlemler nedeniyle ülkedeki her sınıftan çalışanlar ekonomik olarak olumsuz etkilenmiştir. Fabrika sahiplerinden işçilere kadar her seviyede üretim ve tüketim bazında arz ve talep rakamları düşmüştür. Benzer durumlar
hemen hemen her ülkede yaşanmıştır ya da yaşanmaktadır. İşsizlik oranları artmış, ticaret durmuş, üretim azalmış ve ekonomiyi olumsuz etkileyecek problemler ardı sıra gelmiştir. Koronavirüs ile mücadelede etkin bir çözüm bulunamadığı sürece krizin daha da kötüleşmeye devam etmesi beklenmektedir.
Neoliberal ekonomide devletlerarasında karşılıklı bağımlılık son derece yüksektir. Neoliberal ekonomide devletlerarasında karşılıklı bağımlılık son derece yüksektir. Sadece ticaret değil, turizm, havaalanları ve uçuşlar, sinema vb. uluslararası sektörlere de virüsün etkisi büyük olmuştur. Örnek
vermek gerekirse; Türkiye Mart-Haziran 2020 döneminde iç ve dış hatlardaki uçuşların büyük çoğunluğunu iptal etmek zorunda kalmıştır. Ülkeye giriş çıkışlar durdurulmuştur. Türkiye’nin Koronavirüs ile mücadelesinde dikkate değer bir başarı gözlemlenmektedir. Söz konusu iyileşmeler sonucunda karantina önlemleri konusunda esnemeler gözlemse de Bangladeş gibi virüsün henüz gözlemlendiği ülkelerle dış ticaret sahasını kısa sürede açması beklenmemektedir.
Türkiye’de günlük ortalama 50 bin test yapıldığı ve ortalama vaka sayısının 4.000 olduğu dönemlerde
Bangladeş’te her gün sadece 100’e yakın test yapılmakta ve günde 4-5 kişide Covid-19 virüsüne rastlanmaktaydı. Bangladeş’in sağlık sisteminin yetersiz ve düşük gelirli bir ülke olması hasebiyle
virüse karşı mücadelesinin çok uzun süreceği, ülkenin normale dönmesinin vakit alacağı açıktır. Türkiye virüsle mücadelede kısa vadede hızlı yol kat etse de Bangladeş gibi ülkelerin maalesef salgından daha ağır etkilenmesi beklenmektedir. Dünyanın bu etkiden kurtulabilmesi ya da her şeyin normale dönmesi belki yıllar alacaktır. Yine de dünyanın eski haline dönüp dönemeyeceği ise soru işarettir.
Koronavirüs tarihte ilk kez görülen bir biyolojik kriz değildir. Tarihte insanoğlu salgınlarla birçok kez yüz yüzegelmiştir. Söz konusu salgınlar insanları çeşitli boyutlarla etkilemiştir. Birçok tarihçiye göre her krizden sonra büyük bir savaşın gerçekleşmesi öngörülür bir durumdur. Bu savaş silahlı da olabilir
silahsız da olabilir. Ancak unutulmaması gereken nokta savaşın her zaman bir savaş olmasıdır. Onun ekonomik olması, atom bombalı olması onu savaş olmaktan kurtarmaz.
Bir başka mesele ise, küresel ekonomide ülkelerin birbirine yardım etmelerinin karşılıksız olmadığının göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu yardımların belirli bir karşılığa bağımlı olduğunu ifade etmek mümkündür. Bu kapitalist dünya ekonomisinin bizatihi kendisidir.
Türkiye en azından piyasadaki parayı kullanmaya çalışıyor. Bunun sonucunda paranın hareketi artacak ve kriz olma riskini azaltacaktır.
Bangladeş ise ülkede ihtiyaç sahiplerine belirli miktarda gıda dağıtmaya devam etmektedir. Bunların
dışında zenginlerin çevredeki fakirlere sadaka vermeleri, kişilerin komşu haklarını gözetmeleri, yeterince yemek varken fazladan yardım talep etmemeleri, stok yapmamaları alternatif çözümler olabilir. Bakanlar devletin verdiği gıda yardımlarının tamamını vatandaşlarına ulaştırmasa da toplumdaki zenginler güçleri yettiği kadarıyla fakirlere ve günlük çalışanlara yardım etmeye çalışmaktadırlar. Türkiye’de okuyan bazı Bangladeşli öğrenciler de yapabildiği kadarıyla kendi köylerine yardım göndermeye, mağdur insanların yanında durmaya çalışmaktadırlar.
İslam ekonomisi ve finansı çalışan bir öğrenci olarak bu zor günlerde birbirimize yardım etmemiz, zekâtımızı ve sadakalarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmamız ve israf etmememiz gerektiğini ifade etmeyi bir borç bilirim.
MD Al Amin Mia
Maruf Vakfı Araştırmacısı