Kapitalist Çağda İktisadi Adaletin Kuramsal Çerçevesi
Mustafa Özel
“İktisat ve Din”, “Piyasa Düşmanı Kapitalizm” gibi telif eserleri bulunan mütefekkir Mustafa Özel, Bilim ve Sanat Vakfı’nda “Kapitalist Çağda İktisadi Adaletin Kuramsal Çerçevesi” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Özel konuşmasında belirli bir plana riayet etmeden serbest konuştu. Bu yazıda kendisinin bazı satır başları ve tespitleri paylaşılacaktır.
Özel, konuşmasına iktisadi adaletin doğru fiyat/değer belirleme ekseninde gerçekleşebileceğini belirterek başladı ve bugüne kadar iki değer teorisi geliştirildiğini, üçüncüsünün de yolda olduğunu ifade etti. Daha sonra, dünyanın iki asırdır kapitalizm tahakkümü altında olduğunu ve bu yüzden de kapital mefhumunun iyi tanımlanması gerektiğiyle devam etti. Kapital’in servetten farklı olduğunu belirten Özel; onu muhtemel gelirin risk faktörü hesaba katılarak bugünden değer biçilmesi (discount) olarak açıkladı. Zenginliğin kaynağı ise akıştır. Önceki dönem kaynaklarına (Defoe ve Goethe referansıyla) göre gelir kazanmanın üç yolu; savaş, korsanlık ve ticaret idi. Bu klasik düşünce özellikle coğrafi keşifler sonrası Avrupa’ya altın ve gümüş akışı sonrası zayıflamıştır. Böylelikle para biriktirerek zengin olma fikri özellikle bu akışla birlikte gelen enflasyonla birlikte farklı servet ve zenginliğin ölçütüne yol açmıştır. Bu dönemde enflasyon da önemli bir faktör olarak ekonomide belirginleşmiştir. Daha fazla bilgi için Avrupa’da fiyat devrimi üzerine okumalar yapılabilir. Günümüzün dikkate değer zenginlik tanımlarından birine (TheCompatitive Advantage of Nations) göre ise zenginlik; inovasyon ve yenilenme hususundaki yetkinleşmedir.
Ekonominin bir bilim dalı olarak teşekkülünde Fizyokratlar’ın mühim bir yer tuttuğunu belirten Özel, onları modern liberal dili hazırlamakla birlikte ideal olarak geçmişi yansıtması açısından ara okul olarak değerlendirmiştir. Bu ekolün önde gelen isimlerinden François Quesnay’ın (ö. 1774) ekonomiyi insan vücuduna benzetmesi ve doğal düzen gibi diğer düşünceleri Çin öğretisinden aldığı ve bu yüzden kendisine Avrupa’nın Konfiçyüs’u denildiğini ifade etmiştir Özel. “Tabiat insandan daha akıllıdır” ve “tabiata müdahale etmeyin o kendisini tamir eder” gibi bir anlayış serbest piyasanın uzun vadede dengeye oturacağına dair iktisadi kabule öncüldür. Fizyokratlara göre değerin kaynağı tabiattır. Bu düşünceden neşet eden “sadece tarım kaynaklı üretim aslidir” iddiası sonraki iktisatçılar tarafından eleştirilmiştir.
Başka bir kavram olan fiyata değinen Özel’e göre iktisadın temel meselesi de fiyattır. Adam Smith’in (ö. 1790) kurucusu olduğu klasik iktisat görüşünün önemli bir parçası olan emek-değer teorisi fiyat ve fiyatlandırmayla alakalıdır. Bu görüşe göre fiyatı belirleyen emektir. Kendisi fiyatı iki ürün arasındaki nispet olarak belirtip bu nispetin sosyal ilişkiler bağlamında adaletin tesisi sorununa bağlamıştır. Emek verimliliğinin çok değişken olduğu makineleşmiş toplumlarda ise bu görüş açıklama kabiliyetini yitirmiştir. Ekolün diğer bir önemli ismi olan DavidRicardo (ö. 1823) ise bu düşünceye “sermaye de emektir” şeklinde bir güncelleme yapmıştır. Ona göre arsa ve binalar gibi gayrimenkuldeğerler ölü/donuklaşmış emektir. Marksist düşünce bu açıklamayı kısmi olarak tevarüs etmiştir.
Daha sonra Karl Marx’a (ö. 1883) bir parantez açan Özel, onun çok yetkin bir Kapitalizm uzmanı olduğunu ifade etmiştir. Türkiye’de mütedeyyin kesimin bazı ezberlerle Marx’ın bu yanına haksızlık ettiğiyle devam eden Özel, onun okunmasını tavsiye etmiştir. Marx ilk eserlerinde kâr ile artı değerin aynı olduğunu söylemişse de sonraları bu görüşünden vazgeçmiştir.
1870’li yıllarda emek-değer teorisi güncellenmiştir.Klasik iktisat ekolünün Neo-klasik iktisada dönüşümü süreci içindeLéonWalras (ö. 1910) gibi iktisatçılar marjinalite kavramını öne sürmüşlerdir.“Marjinal fayda” adı verilen bu yeni açıklama biçiminin asıl amacı; emeği değerin ana belirleyicisi olmaktan çıkarmaktır. Burada fayda nosyonu devreye sokulmuştur. Smith gibi iktisatçılar total faydayı savunurken mevzubahis devirde marjinal fayda görüşü cari olmuştur. Fayda-değer teorisi bu dönemde baskın hale gelmiştir. Özel, bu devirlerde aynı zamanda reklamcılığın da devreye girdiğine dikkat çekmiştir. Ona göre reklam; insan psikolojisini biyolojisinin yerine ikame etmiştir ve insanoğlu ihtiyaç ve istek ikilemine mecbur kalmıştır.
Emek ve fayda teorilerinin artık etkisini yitirdiğini ve yeni bir değer teorisinin yolda olduğunu belirten Özel; bu yeni teorinin “capital as power”olarak formüle edildiğini belirtmiştir. Tercüme edecek olursak bu, değerin artık güç kantarıyla açıklanacağını iddia eder; sermaye denilen şey güçtür. Ekonomistler Bichler ve Nitzan, bu teoriyi ortaya atan isimlerdir ve “BN Archives” isimli projeleri sürmektedir.
Özel böylece bize emek, fayda ve son olarak da güç temelli bir değer/fiyat teorisiserencamı sunup İslam iktisat düşünce tarihine dair (risalet dönemi merkezli) belirli noktaları aktararak konuşmasını sonlandırmıştır. Bu noktaların çıkarıldığı örnek, Resulullah’ın (sav) Medine pazarını kurmasıdır. Medine pazarındaki farklılıkların ayırdına varmak için o dönemdeki Mekkelilerin pazar yapılarının bilinmesi gerekmektedir. Özel’e göre risaletin Medine döneminde biri siyasi diğeri de iktisadi olmak üzere iki önemli adım atılmıştır. Siyasi olanı Medine antlaşması, iktisadi hamle de Medine pazarıdır. Resulullah (sav) Medine’ye geldiğinde pazar yerlerini dolaşmıştır ve bunların hiçbirinin Müslümanların ticaret yapabileceği yerler olmadığını ifade etmiştir ve yeni bir mekanda pazar ihdas etmiştir.Antlaşmaylasiyaseten ortaklık önerilmesine rağmen bu tutumun pazarı kullanmada sürdürülmemesine dikkat çeken Özel; bunu yanlış kurulmuş bir piyasanın düzeltilmesininimkânını sorgulama bağlamında ifade etmiştir.
Daha sonra kurulan yeni pazarın özelliklerine dikkat çekerek devam eden Özel; bu pazarın her tarafının eşit bir yükseltide olmasına dikkat edilmesinin asimetrik enformasyonu önlemek amaçlı olduğuna değinmiştir. İkinci bir özellik de pazar yerine girerken vergi ödenmemesidir. Üçüncü olarak da pazar yerinin daraltılmaması yani kimsenin belirli yerleri işgal edememesidir. Özel bu durumları siyasi otoriteninranttanvazgeçmesi olarak yorumlamıştır. Ayrıca bu ilkeler kazanç imkânlarının dinamik bir şekilde paylaşılabilmesine de olanak sağlar.
Diğer örneklerden görmekteyiz ki Resulullah fiyatların değişimine de müdahale etmemiştir. Burada da sağlam kurulan bir pazar/piyasanınfiyat dalgalanmalarına saygı duyulması fikri öne çıkmaktadır.
İslam Ekonomisi’nin mühim meselelerinden olan faiz üzerine de konuşan Özel’e göre kardeşlik ve emanet hissi tahsis edilmeden faizi ortadan kaldırmak mümkün değildir. Faiz ile kardeşlik arasında doğrudan bir ilişki olduğundan bahseden Özel, burada Tevrat’ta faizin nasıl geçtiği üzerine yorumlarda bulunmuştur. Kendisi Tevrat’ta özetle kardeşler/dindaşlar hariç diğerlerine faiz verilebilmesine dair hükmü kendi savını muhkem kılmak için kullanmıştır. Özel, Türkiye’deki belirli eksiklikler dolayısıyla oluşan “İslam Ekonomisi = Kapitalizm – faiz+zekât” algısının da yanlışlığını ifade etmiştir.
Özel son olarak İslam ve Kapitalizm arasında günümüzde kurulmaya çalışılan müspet ilişkiye dair, bu ikisinin tenakuz halinde olduğunu ifade etmektedir. Kendisinin “Piyasa Düşmanı Kapitalizm” başlıklı bir kitap telif ettiğinden bahsederek bu mevzudaki duruşunu tekrar etmiştir.
M. Akif Berber