İslami Finans Ve Bankacılığın Dünü, Bugünü Ve Yarını
Giriş
İslami finans kurumları ve bankaları artık oldukça revaçta olan kurumlar. Bu kurumlar Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu coğrafyalarda sistem içerisinde bir alternatif olma iddiasında olduklarından dolayı da oldukça fazla şekilde gündemde yer almaktalar.Yine de İslami finans ve bankacılık konusu bu kadar gündemde işgal ettiği yerin tersine, potansiyelinin henüz altında seyrediyor. Son yıllardaki yeni düzenlemeler ve atılımlarla birlikte belli ölçüde bir aşama kat edilmiş olsa da, konvansiyel bankaların oldukça gerisindeler. Ayrıca politikaları şekillendirme, bir fark yaratabilme noktalarında da aşılması gereken oldukça yol var. Bütün olumsuzlarına rağmen, bu konu gündemde olmaya devam edecek zira bu sektör yükselen bir değer olmayı sürdürüyor ve bu konuya her geçen gün daha fazla insan ilgi duymakta. Bu da beraberinde, konu üzerine daha fazla kişinin eğilmesini, istihdam edilmesini ve kaynak aktarılmasını sağlıyor. Pek çok üniversite bünyesinde İslami finans ve bankacılık kürsüleri, bölümleri ve merkezleri oluşturulması da daha sağlam ve kalıcı adımlar atılması yönünde umut vaat ediyor.Bu eğilimi işaretlerini yapılan seminer, konferans, sunum, sempozyum vs. gibi programların artışından da anlayabiliyoruz. Ayrıca dünyada pek çok üniversitede bu konuyla alakalı merkezler ve birimler kuruluyor, lisans, yüksek lisans ve doktora seviyelerinde çalışmalar yapılıyor. Türkiye ise bu konuda bir hayli geç kalmış durumda. Her ne kadar, bazı üniversiteler bu konuyu kendi gündemlerine almış olsalar ve bünyelerinde İslam ekonomisi merkezleri, birimleri ve programları kurmuş olsalar da, dünyadaki genel eğilime kıyasla bunların yeterli olduğunu söylemek zordur. Ayrıca, bu programlarda okutulacak derli toplu herhangi bir akademik metin veya kitap da mevcut değildir.
Genel durum
İslami ekonomi kavramı ilk ortaya atıldığından beri oldukça zaman geçti. O zamandan bu yana tartışılan konular yaşadığımız dünyanın değişmesiyle paralel olarak oldukça değişti. İlk heyecanın ve ideallerden beslenen bu yapıların yakın zamana kadar çok büyük farklılıklar yaptıkları veya muazzam değişimleri tetiklediklerini söylemek çok doğru olmaz. İlk kuruldukları zamandan bu yana görece uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen, İslami finans ve bankacılık kurumları ortaya çıkışlarının aksine beklenenin biraz altında bir performans göstermekteler.Bunda en büyük pay kuşkusuz, Müslüman dünyanın aşırı sekülerleşmesi ve batılı konvansiyonel ekonomi modellerinin ve kurumlarının muazzam tahakkümüdür. Kuşkusuz, bu yapılar ilk kurulduklarında Müslüman hassasiyete sahip olan herkesin paralarını buralara aktaracakları ve bu yapılarında birincil öneme sahip olacağı farz ediliyordu. Ancak gerçek hiç de o şekilde cereyan etmedi. Bunun tersine aradan geçen yıllarda, İslami finans ve bankacılık kurumları birer alternatif olarak değil, diğer bankalar arasında ayrı bir seçenek olarak görüldü. Bu yüzden de bu kurumlar müşteri ve kaynak çekebilmek için kendi sınırlarını biraz gevşetmek ve mevcut piyasa şartlarının gerektirdiği bazı şeyleri belli kavramlar çerçevesinde yerine getirmek durumunda kaldılar.
Son on yıla bakıldığında ise, dünya ekonomik dengesinin ekseninin değişmesi ve küreselleşmesinin amaçlanılmamış sonuçları olarak gelişen dünyanın gelişmiş dünyaya yetişmesiyle birlikte, yeni, taze ve dinamik kurumlara, teorilere ve modellere olan ihtiyaç da arttı. Bu minvalde İslami finans ve bankacılık kurumlarının altın çağları olarak son on yıllık dönemi göstermek abartı olmayacaktır. Asıl atılımlarını ve büyümelerini bu dönem içerisinde gerçekleştiren kurumlara ilaveten pek çok yeni kurum da bu zincirin halkasına dâhil oldu.
Hızlı büyümekte olan ülkelerin, ya da emergingmarkets, 2020 yılına kadar dünya GSYH’sinin yüzde 50’sini, tüketim harcamalarının yüzde 38’ini ve sabit sermaye yatırımlarının yüzde 55’ini temsil edecekleri öngörülmektedir. Bu yirmi beş hızlı büyümekte olan ülkenin 10’unda kalabalık bir Müslüman nüfus vardır.Dünya İslami bankacılık aktif büyüklüğünün ise 2013 yılında 1.7 trilyon doları aştığı ve son dört yıllık dönemde artış oranının yüzde 17.6 seviyesinde gerçekleştiği tahmin ediliyor. Bu yüzden İslam ülkeleri geleceğin dinamosu ve sürükleyici gücü olmaya adaydırlar. Bu ülkelerin sahip oldukları kaynak ve insan gücüne ilaveten, kendi ayrı ilke ve kurumları da onların potansiyel güçleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle Katar, Endonezya, Suudi Arabistan, Malezya, BAE ve Türkiye(QISMUT ülkeleri) hem hızlı büyüyen ekonomiler olmaları hem de İslami finans sektörünün öncüleri konumunda olmaları dolayısıyla da önemli bir konumda yer almaktadırlar. Normal bankacılık sistemindeki aktiflerin beşte birininİslami aktiflere ve İslami bankaların fonlarına dönüştüğü bu ülkeler, dünyadaki İslami banka aktiflerinin halihazırda yüzde 78’ine sahip olmalarının yanı sıra, mevcut büyüme potansiyelleri ve performansları dikkate alındığında; 2018 yılına kadar 4.8 trilyon dolarlık GSYH’yi, 419 milyon kişiye ulaşan ve genç nüfusun ağırlıkta olduğu bir nüfus potansiyelini, 3.6 trilyon dolarlık bir ticaret hacmini ve 6 trilyon dolarlık banka aktiflerini temsil edecekleri tahminleri yapılmaktadır. Ayrıca dünya genelindeki 38 milyon İslami banka müşterisinin üçte ikisi de bu ülkelerde bulunması da, sektörün geleceği açısından bu ülkelerin atacakları adımların önemi oldukça belirleyici kılmaktadır.En büyük 20 İslami bankanın ortalama öz kaynak kârlılığı yüzde 12.6 iken, benzeri büyüklükteki konvansiyonel bankaların kârlılığı yüzde 15 seviyesinde gerçekleşmiştir.Bu bankaların 14’ünün merkezi ise QISMUT ülkelerinde bulunmaktadır. Ortalama aktifler bazında ise, bu tablo biraz değişiyor; İslami bankaların 21 milyar dolarına karşılık konvansiyonel bankaların 75 milyar dolarlık bir ortalama aktife sahip oldukları görülüyor. Yine de ortalama artış hızları karşılaştırıldığında––yüzde 15.8 İslami bankalar, yüzde 13.8 ise konvansiyonel bankalar––yakın gelecekte bu makasın da kapanması ihtimali bir hayli yüksek.
Bu anlamıyla, sektör büyüme potansiyelini içinde taşımasına rağmen önünde halen ciddi sorunlar uzanmaktadır. Küreselleşme artı bir unsur olmasının yanında, beraberinde yeni zorlukları da getirmektedir. Müşteri yapısının farklılaşması, müşteri portföyünün çok değişken alışkanlıklara sahip olmaları, İslami normlara bağlılık konusunda insanların titiz olmaları, ülkelerin farklı yasal ve hukuki temellere dayanmaları ve yasal çerçeve konusundaki kapalılıklarİslami bankaların tek bir strateji belirlemelerini ve uygulamalarını zorlaştırmaktadır. Bu da bankaların kendi içlerinde fonksiyonel ve yapısal bir dizi değişikliğe ve çeşitliliğe gitmelerini zorunlu kılmaktadır.
İslam ülkeleri, eğer İslami finans ve bankacılıkta daha çok söz sahibi olmak ve konvansiyel bankaların boşluklarını doldurmak, onlardan pay almak istiyorlarsa kendi kavramları ve stratejilerini iyi belirlemeliler. Bu çerçevede, helal ekonomi kavramı, kapsayıcı büyüme, sorumlu bankacılık, insana yatırım, ekonomik problemlere daha etkili çözümler ve öneriler getirmek gibi ayrı, farklı ve özgün kavramlar getirilmesi ve bunların altlarının doldurulması İslami finansın ve bankacılığın önünü açacaktır. Diğer yandan Dubai, Londra ve İstanbul gibi İslami finans merkezlerinin yükselişi de sektörün gelişiminde önemli ve umut vaat eden işaretlerdir.
İslami finans ve bankacılıktaki yenilikler ve gelişmeler
İslami bankacılık konusunda önemli gelişmeler de var. Özellikle pek çok ülke İslami finans ve bankacılık uygulamalarının altyapılarını oluşturma ve başlatmaya hız vermiş durumdalar. Fas, Cezayir ve Tunus gibi kuzey Afrika ülkelerine ilaveten, Nijerya, Kenya, Uganda, Tanzanya, Zimbabwe ve Malawi gibi Afrika ülkeleri de bu İslami bankacılık konusunu gündemlerine almış durumdalar. Malezya, 2013 yılında yürürlüğe soktuğu İslami Finansal Hizmetler yasası ile yasal çerçevesinin sınırlarını ve tanımlamasını yaptı. Hong Kong, Filipinler, Singapur ve Birleşik Krallık’taİslami bankacılık ve sermaye piyasaları kurulması için mevzuat reformlarına başlandı. Bombay borsası İslami bir finans endeksi oluşturdu. Ayrıca Hindistan Merkez Bankası İslami esaslara göre örgütlenen banka dışı finans kurumu Cheraman Financial Services’ınfaaliyetlerine başlaması için izin verdi.
Bunlara ilaveten İslami finans ve bankacılık üzerine uluslararası faaliyet gösteren kurumlarda var. Uluslararası İslami Finans Piyasa Kurulu(IIFM) tarafından BankalararasıVekalet Anlaşması’nın (Master WakalaAgreement) kavramsal çerçevesi yayımlandı. İslami Finansal Hizmetler Kurulu(IFSB) tarafındanİslami esaslara göre örgütlenen kurumlar için revize sermaye yeterliliği standardı yayınlandı. İslam Ülkeleri Uluslararası Derecelendirme Ajansı(IIRA) son 12 ayda 16 derecelendirme notu yayınladı, bunlar: kurumsal yönetişim, kredi, ulusal, İslami prensiplere uygunluk ve güvenirlilik alanlarını kapsamaktadır. İslami Finans Kuruluşları için Muhasebe ve Denetleme Kurulu(AAOIFI) ise yeni standartlar geliştirmeyi ve bazı mevcut yasal, İslami, kurumsal yönetim ve muhasebe standartlarını revize etmeyi planlıyor.
Sonuç
Daha alınacak oldukça yol olmasına ve başlangıçtaki ideallerden uzak olunmasına rağmen İslami finans ve bankacılık kurumlarının var olmaları bile önemli bir kırılma ve direnme noktasıdır. Ayrıca dünya ekonomisinde ağırlık merkezinin doğuya doğru kayması İslami bankacılık sektörünü güçlendirecek bir unsurdur ve bu haliyle içerisinde güçlü bir dönüştürücü dinamiği ve bir algı kırılmasını da barındırmaktadır. Önemli olan bu yapıların nasıl daha ideal ve örnek hale getirileceğidir. Bu yüzden de, bütün eksikliklerine rağmen bu kurumlar İslami bir ekonomi modeli için umut olmaya ve önemli bir dayanak ve referans noktası olmayı sürdürmekteler.
Sercan KARADOĞAN