EKONOMİ BİLİMİ VE ELEŞTİRİSİ

Araştırma Yazıları

Başlıktaki soruya ekonomi bilimi, kutsal inek olmadığı için tabi ki eleştirilebilir diyeceksiniz. Ya da doğa bilimleri nasıl eleştirilemezse ekonomi de sosyal bilimlerle doğa bilimleri arasında yer aldığı ve matematiği çokça kullandığı için bir kesinlik yakalamaya çalışır dolayısıyla eleştirilmesi çok doğru olmaz diyenler de olabilecektir.

Burada matematiğin sosyal bir bilim olan ekonomide kullanılması, onun doğa bilimleri gibi kesin sonuçları olabileceği anlamına gelmez. Kaldı ki Kuantum fiziği ile doğa bilimlerinde de %100 kesinlik olmadığı ortaya çıktı. Fen bilimlerinde bile böyle bir kesinlik yokken, sosyal bilimler arasında yer alan ekonomi biliminde her koşulda aynı sonucu verebilecek bir deney yapmak nasıl mümkün olsun?

Ekonominin diğer sosyal bilimler gibi eleştirilebilir bir bilim dalı olduğunu savunan ekonomistler de vardır. M. Friedman başta olmak üzere bazı ekonomistler, ekonominin eleştirilebileceğini, onun öne sürdüğü modellerin her yerde ve her zamanda geçerli olmayabileceği şeklindeki görüşlerinden dolayı diğer ekonomistler tarafından tenkit edilse de; 2000’li yıllara gelindiğinde, onun görüşleri diğerleri tarafından kabul edilmiştir. Ancak ne var ki “ekonominin eleştirilemezliği” düşüncesi, yeniliğe açık olmayan, ekonomi bilimine kutsal inek muamelesi yapan birçok ekonomist tarafından kabul görmektedir.

Söz konusu ekonomistler, ekonomi eleştirilemez cümlesini direkt olarak kurmasalar da onların bu alandaki önerileri, söylediğimizi doğrular niteliktedir. Örneğin; eleştirdiğimiz bu ekonomistler, devletin piyasaya müdahale etmemesinin daha doğru olduğunu savunurlar fakat bu durum her ülke, her toplum için geçerli bir öngörü değildir. Örneğin, Japon devleti belli sektörlere yatırım hususunda piyasayı yönlendirmiştir. (Chapra, 2002, 82) Bu yönlendirmenin Japonya’nın bugünkü konumuna gelmesinde etkisi olmadığı söylenemez. Kalkınmada liberal politikaların etkin olduğu ülkeler ve bölgeler elbette olabilir ancak bu durumun bir genel kural olarak kabul edilmesi pek doğru olmasa gerektir. Türkiye’deki KİT uygulamalarının başarısız olup özelleştirme yoluna gidilmesinde ise devletin ekonomik faaliyetlere müdahil olması gösterilmektedir. (Aktan, 2010, 95) Yukarıdaki Japonya ve Türkiye uygulamalarına bakıldığında şöyle bir sonuca ulaşmak mümkün olur: Her yer ve zaman da geçerli olacak ve başarıya ulaşacak bir ekonomik model yoktur. Ekonomideki modellemeler onun bilimsel bir metot takip ettiğini göstermekle beraber açıklamalarının kesin doğrular olduğunu iddia etmek ve kabullenmek ne kadar sağlıklıdır? Colander ve Kupers’ın ifade ettiğine göre “Bilimsel modeller en fazla yarı gerçekler verirler.” (Rodrik, 2016, 79) İktisatçıların kendi içlerinden de artık bu şekilde eleştirilerin gelmesi konunun önemini göstermesi açısından ehemmiyete haizdir.

Başta değindiğimiz eleştiri meselesine tekrar dönecek olursak iktisat fakültelerinin lisans programlarında ana akım iktisat öğretisi formel bilgi, yani tartışmasız kesin doğru bilgiymiş gibi öğretilir ve öğrenciler bunu içselleştirir. Bu içselleştirme artık onların hayatları boyunca bu öğrendiklerinden farklı olarak bir şeyleri düşünüp söylemelerine engel olur. Hâlbuki ana akım iktisattaki pür rasyonel insan, yeryüzünde bulunmamaktadır. Buna binaen, bu iktisat akımı temelden yanlış bir varsayımla başlamış olmaktadır. Bu varsayımlara dayanan ana akım, iktisadi sorunlara çözüm üretmeyince neoklasik iktisat ve sonraki evrelerde de post otistik iktisat ortaya çıkmıştır.

İktisat modelleri bizlere bir şeyleri anlatmaya çalışırken “ceteris paribus” ifadesi cümlelerinin başında gelir. Ancak bizler hayatta bir şeyleri sabitleyip diğerlerini serbest bırakarak iktisadi faaliyette bulunmayız. Dolayısıyla bu modellemeler işlevsiz kalmaktadır.

Diğer bir husus matematiğin iktisatta çokça kullanılması meselesindedir. Aslında matematiği kullanmak demek, iktisadi olaylar arasında bir düzenliliğin olduğunu iddia etmek demektir. (Erkan, 2016, 28)

Ana akım iktisat, tasarrufları yatırım olarak kabul etmektedir. (Erkan, 2016, 29) Ancak “kenz” ve “tasarruf” farklı şeylerdir. “Kenz”e paranın piyasadan çekilip para kıtlığı oluşturma amacını taşıdığı gerekçesiyle, olumsuz olarak bakılırken aksine “tasarruf”, yatırım amacıyla para biriktirmek olanak kabul edilebilir. Ana akım iktisadın her tasarrufu yatırım olarak görmesi çok da tutarlı değildir. Zira para biriktiren herkesin birikimi yatırıma gitmeyebilir.

Buraya kadar aktardıklarımız bizlere açık seçik şunu göstermektedir ki iktisatta tek doğru yoktur ve dolayısıyla ekonomi eleştirisi her zaman gereklidir.

Abdullah KULUÇ

Maruf Vakfı Araştırmacısı