Gelir eşitsizliği ve servet eşitsizliğini içeren ekonomik eşitsizlik, iktisat biliminin üzerinde çalıştığı temel
konulardandır. Gelir dağılımı, servetin toplanması ve dağıtılması, ekonomik fırsat eşitliği İslami İktisat
düzeni için de son derecede önemli meselelerdir. Kur’an’da çok çeşitli yerlerde yer alan zekât, sadaka,
infak, miras gibi konular gelirin elde edildikten sonraki evre olan dağılım mevzusu ile ilgilenmektedir.
Maruf Vakfı’nın yaptığı derslerde dağılım konusu sıkça işlenmekte, buna yönelik olarak birincil ve
ikincil dağılım kavramları gündeme getirilmektedir. Birincil dağılımdan kasıt Allah’ın kişilere doğuştan
sunduğu imkanlarken, ikincil dağılımda anlatılmak istenen insanların bu dağılımda yüklendikleri
vizyon ve misyondur. Çeşitli yöntemlerle bu görevi ifa eden Müslümanlar, toplumun hakkını gasp
etmemiş olmaktadırlar. 2020 yılında dünyayı sarsan Covid-19yalnızca sağlığımızı değil, ekonomik,
kişisel, toplumsal, siyasi hatta psikolojik yapıyı da birçok yönden etkilemiştir. Bu çalışmanın temel
sorusu Covid-19’un ekonomik eşitsizliği nasıl etkilediğidir. Ayrıca konu ikincil dağılımla Müslümanların
bu süreçte yüklendikleri temel rolün irdelenmesiyle İslam iktisadi sistemine bu perspektiften bir bakış
sunmaya çalışmaktadır.
Gelir dağılımı, ortaya çıkarılmış olan dönemsel gelirin kişiler, hane halkları veya üretim faktörleri
Arasında paylaşılmasıdır. Milli gelirin yüksek olması ülkenin vatandaşları için tüketim gücünün
yüksekliği anlamına gelmekteyken; dağılımın adil olmayışı toplum kesimleri için çok farklı tüketim
güçlerini ortaya çıkarmaktadır (TÜİK, 2008: 55). Sınırların ötesinde küresel bir düzlemde ele almak
gerekirse Oxfam’ın 2018 yılında yayınladığı rapora göre 2008 yılı krizi sonrasında toplam milyarder
sayısı neredeyse iki katına çıkmış, milyarderlerin 2017 yılı için servetlerinde 900 milyar dolarlık artış
görülürken en yoksul kesimin yarısını oluşturan 3.8 milyar insanın serveti %11 düşmüş, dünyanın en
zengin 26 kişisi bahsedilen 3.8 milyar insanın mal varlığına eşit servete sahip hale gelmiş, milyarderler
hiç olmadıkları kadar fazla servete sahip olmuşlardır (Oxfam, 2018:12). Yani servet dünya üzerinde
giderek tekelleşmiş, Kur’an’ın ifadesiyle zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç halini almıştır
(Kur’an 59: 7).
İlk olarak 2019 yılı aralık ayında görülen Covid-19 virüsü, kısa zamanda tüm dünyaya yayılarak
alışılmış hayatın dışında bir yaşam zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Yoksulluk, salgının
yayılmasında önemli bir faktörken, salgın sonuçta yine yoksulluk üzerinde etkili olmaktadır.
Salgına yönelik iki senaryo ortaya konulmaktadır. İlkine göre salgının yılın geri kalanında biteceği,
İkinci senaryoya göre ise beklenenden uzun süreceği düşünülmektedir. İlk senaryo küresel
büyümenin %5 daralacağını ve 71 milyon insanı aşırı yoksulluğa sürükleyeceğini; ikincisi ise oranın %8
olarak gerçekleşeceğini ve salgının 100 milyon insanın aşırı yoksulluğuna sebep olacağını
öngörmektedir (Mahler, Lakner, Aguilar & Wu, 2020). Büyük Buhran’dan sonra en
büyük ekonomik kriz olarak görülen Covid-19’un, geçmişte yaşanan hastalıkların ortaya çıkardığı
sonuçlar düşünüldüğünde (örneğin bu gibi olayların ardından gini katsayısı yükselmiştir) toplumun
daha yoksul ve savunmasız kesimine daha çok etki edeceği düşünülmektedir. Bunun sebepleri
arasında iş kayıpları, gelire yönelik diğer şoklar ve azalan istihdam beklentileri görülmektedir. İleri
eğitim almış kişilerin istihdam oranları ile temel eğitim seviyesinde yer alanların istihdam düzeyi
kıyaslandığında süreçten düşük vasıflı işçilerin daha çok etkileneceği böylece eşitsizliğin
artacağı beklenmektedir. Buna yönelik olarak sosyal yardım transferlerinin genişletilmesi, yeni
transfer sistemlerinin getirilmesi, istihdamı sürdürmek için finansman fırsatları sağlanması, iş
fırsatlarının ortaya çıkması için kamu programlarının güçlendirilmesi, ayrıca oluşabilecek yeni şoklar
karşısında güçlü olunması amacıyla risk paylaşımı ve sosyal yardım mekanizmalarının geliştirilmesi
önerilmektedir (Ostry, Loungani, & Furceri, 2020).
İktisadi anlamda bir şok olarak görülebilecek salgın İslam iktisadının yeniden düşünmek ve yeni fikirler
geliştirmek açısından önem arz etmektedir. Mevcut olan sisteme yapılan yamalar her geçen gün yeni
arızalar üretmektedir. Krizlerden toplumun dezavantajlı kesimlerinin daha çok etkilendiği
görülmektedir. Bu gibi şoklar karşısında İslami sistemin duruşu kenze kaçılmadan, Hz. Yusuf
kıssasındaki gibi geleceğe yönelik tedbir alınması olmalıdır. Salgına yönelik yapılan önerilerden sosyal
yardım transferlerinin geliştirilmesi, İslam iktisadi sisteminde ikincil dağılım mekanizmaları olan
zekât, sadaka ve infak olarak mevcuttur. Ayrıca karz-ı hasen yapılması istihdamın sürdürülebilirliği ve
yeni iş alanları oluşması açısından kaynak oluşturacak, böylelikle hem işveren için hem de işçiler için
gelir kaybını azaltacaktır. Sermayedar için büyüme anlayışının yerini adil bir refah anlayışının alması
ile–ki bu ikincil dağılımı yani işçi işveren arasında kar paylaşımının adil bir şekilde yapılmasını içerir—
ekonomik sistemin herkes için daha yaşanılabilir kılınması mümkün hale gelir.
Fatma Nur Şahin
Maruf Vakfı Araştırmacısı